TüRkİyE'nİn ''EN'' SüPer FoRuM SiTeSi
 
AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Wladimir Bartol --> Fedailerin Kalesi Alamut

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
JosE FATIHIO
AdmiN
AdmiN
avatar

Mesaj Sayısı : 1544
Yaş : 30
Kayıt tarihi : 14/09/07

MesajKonu: Wladimir Bartol --> Fedailerin Kalesi Alamut   2007-10-02, 12:07 am

Alıntı :
KİTABIN ADI : FEDAİLERİN KALESİ ALAMUT

KİTABIN YAZARI : WLADIMIR BARTOL

YAYIN EVİ VE ADRESİ: YURT KİTAP YAYIN-CAĞALOĞLU/İSTANBUL

BASIM YILI : 2.BASIM AĞUSTOS 1998

1.KİTABIN
KONUSU: Büyük Selçuklu Devleti’ni çöküşe hazırlayan, İsmaili
öğretisiyle Hasan İbn-i Sabbah’ın sıfırdan vücuda getirdiği
saltanatının hikayesi.

2.ROMANIN ÖZETİ:
Hasan İbn-I Sabbah,
Hz. Ali taraftarı olan birisidir ve o dönemde biraz da olsa yaygın olan
İsmaili Tarikatı’na meyillidir. Ancak bu öğretinin savunduğu düşünceler
Hasan İbn-i Sabbah’a aslında pek de cazip gelmeyen fikirlerdir,daha
doğrusu saçma gelen.
Bir gün, yaşadığı yere İsmaili öğretisinin
bir daisi gelir ve H. Sabbah bu şüphelerinden dolayı O’nu ziyaret
etmeye karar verir. Bu vesileyle dainin yanına gider ve İsmaili
inanışlarının kendisine pek makul gelmediğini, bu öğretinin ardında
başka sırların bulunduğuna inandığını söyler. Dai, onun zeki ve
aradıkları tipte bir insan olduğunu, onun için sırlarını ona açacağını
söyler ve ekler: Aslında bu anlatılan hikayelerin(Ali’nin soyundan
Mehdi’nin geleceği,vs.), basit ve gündelik yaşayan insanları
öğretilerine çekebilmek için kullanılan yalanlar olduğunu belirtir. Bu
düşüncelerin etkisine giren H. Sabbah’ın Ali taraftarı
babası,çevresinden oğlu adına korkarak, onu bir medreseye yollar. Hasan
Sabbah, medresede Ömer Hayyam ve o zamanlar henüz adı tarihe
geçmemiş,geleceğin büyük veziri Nizam-ül Mülk ile tanışır.
Bu
medresede, zamanla kaynaşıp dost olan bu üç kişi ,kendi aralarında,
ilerde iyi bir mevkiye gelen ilk kişinin diğerlerine de yardım
edeceğine dair yemin ederler. Uzun zaman sonra Nizam-ül Mülk vezir,Ömer
Hayyam da ünlü bir matemetikçi ve astronom olur. Nizam-ül Mülk, Hasan
Sabbah’ın sarayda bir göreve gelmesini sağlar ancak zamanla kıvrak
zekasıyla sivrilen Hasan Sabbah, Nizam-ül Mülk’ün yerini tehdit etmeye
başladığı için onu saraydan uzaklaştırır. Hasan Sabbah bir müddet
Nizam-ül Mülk’ten kaçtıktan sonra Ömer Hayyam’ın yanına gider ve onun
zevk-ü sefa içinde yaşadığı hayatı görür. Bu esnada, bir gün
tartışırlarken, Hasan Sabbah’ın aklına hayatını değiştirecek bir plan
gelir ve Rey şehrine geri döner. Cebinde epey bir birikmiş altını
vardır. Bu şehirde Alamut adında zaptı imkansız denecek kadar zor bir
kale vardır ve bu kalenin kumandanı zevke dalmış sarhoş birisidir.
Hasan Sabbah bir gün, kendini bir dai gibi tanıtarak kaleye girer ve
bir hileyle kaleyi ele geçirir. Burada, kendisini İsmaililer’in
bekledikleri peygamber ilan eder ve bu sıfatla birçok yandaş
toplayarak, aralarından seçtiği bazı gençleri fedai olarak yetiştirir.
Bu kalenin arkasında, eskiden orada yaşayan Deylem krallarının
yaptırdığı birbirinden güzel bahçeler vardır. Hasan Sabbah bu bahçeleri
daha da güzelleştirerek tam bir cennet havasına sokar.
Birbirinden
zor askeri eğitimler görüp, birçok dini bilgilerle donatılan fedai
adayları,bir zaman sonra sınava tabi tutularak fedailiğe kabul edilip,
İsmaili ordusunda saygın bir yere sahip olurlar.
Hasan Sabbah bu
planı hayata geçirmeye başlamadan önce;Hindistan’da bir arkadaşının
yanına gitmiş ve orada haşhaştan yapılan uyuşturucu hapları tanımıştır.
Bu haplar içenleri uyutarak tam bir hayal aleminde yaşatma
özelliğindedir. Hasan Sabbah bunların yapılışını öğrenir ve dönüşünde,
hizmetkar yetiştirmrde uzman ve güzel bir kadın olan Apama’yı da
beraberinde getirir. Kaleyi zaptettikten sonra, İran pazarlarından köle
kızlar satın alarak, Apama vasıtasıyla onları yetiştirir. Aslında
onlar, ilerde göz önüne serilecek sahte cennetin hurileridirler.
Her
şey hazırlandıktan sonra,bir gün, o zaman kadar fedailerin henüz
görmedikleri “Peygamber Seyduna” onları yanına çağırır ve onlara o gün
cennetin kapılarını açacağını söyler.diğer tarafta, cennet
bahçelerinde, cariyelere ne yapmaları gerektiği anlatılmış ve hata
yapanın öleceği daha doğrusu öldürürleceği söylenmiştir; hepsi bu
cennet senaryosundaki rollerini oynamaya hazırdırlar.
Fedaileriyle
ilk defa yüz yüze görüşen Seyduna, onlara bahçelere giden gizli
bölmelere gelmeden önce, zamanında Hindistan’da tanıştığı haplardan
yedirir ve bahçelere dek onları uyumuş vaziyette kölelerine taşıtır. Bu
uykulu yolculuk sırasında fedailer, cennet rüyaları görmektedirler;
istedikleri her şey olmaktadır ve büyük bir zevk içinde, kelimenin tam
anlamıyla uçmaktadırlar. Uyandıklarında hepsi birbirinden habersiz,
ayrı ayrı yerlerde, başlarında birbirinden güzel ve çekici yedişer huri
hazır bekler vaziyette bulurlar. Huriler, fedailerin sorularını büyük
ustalıkla tezgahlanan yalanlarla savuştururlar ve bu seneryonun
sahteliğinin ortaya çıkmasına engel olurlar. Hepsi fedailere hizmet
için fırsat kollamaktadırlar.
O gün birbirinden güzel zevkleri
tadan fedailer, cennetten yine uyutularak fakat kendilerinin hizmetkarı
hurilerin hülyalarıyla ayrılırlar. Uyandıklarında, hepsi hurilerine
kavuşmak arzusuyla yanıp tutuşan birer yürüyen ölüm olmuşlardır.
Giderek
büyüyen bu tarikat tehlikesine karşı Selçuklular bir sefere çıkar.
Kaleye, savaşmadan teslim olmasını önermek üzere gelen elçilere
Seyduna, öğretisini önce sözlü olarak aşılamaya çalıştıysa da başarılı
olamaz. Bunun üzerine, ilk kez olmak üzere kale sakinlerinin huzuruna
çıkan peygamber, elçiler de dahil, herkesin gözü önünde, iki fedaisine
ölmelerini emreder ve elçiler şaşkınlıkla oradan ayrılırken, Seyduna’ya
inananların da imanları pekişmiştir.
Seyduna için artık intikam
zamanı gelmiştir. En gözde fedaisi İbn-i Tahir’i yanına çağırır ve
kenarında zehirli küçük bir hançercik gizlenmiş bir mektupla O’nu,
kendisine büyük bir kuvvetle saldırmaya hazırlanan Nizam-ül Mülk’ü
öldürmeye yollar. Gitmeden önce O’na Gazali’nin öğrencisi olduğunu ve
O’ndan haber getirdiğini söylemesini ister ve öldürmeden önce, daha
önce cennete girmeden içirdiği haplardan vererek içmesini emreder.
İbn-i Tahir bir mürid kılığında Nizam-ül Mülk’ün çadırına girer ve
çıkarttığı küçük zehirli hançerle ona bir hamle yapar. İğne Baş
Vezir’in kulağını çizmiştir ancak zehiri çok tesirli olan bu hançerin
öldürücü olması, bu çizikle mümkün olmuştur. Hasan Sabbah’ın yolladığı
mektupta ise şu satırlar yazılıdır: “ Cehennemde görüşmek üzere; Hasan
Sabbah.” Baş Vezir, ölmeden önce tüm bunların yalan olduğunu ve
Seyduna’nın bir sahtekar olduğunu İbn-i Tahir’e anlatır ve O’nu
öldürmesi için serbest bırakılmasını emreder. Bu sırada Seyduna, ikinci
bir fedaisini Melikşah’ın üzerine salar. O da benzer şekilde görevini
icra eder, ama hemen öldürülür; öldürülür fakat O, ölümün acı zehrini
tatlı bir şerbet gibi, büyük bir hazla içmiştir.
Seyduna’ya ulaşan
İbn-i Tahir, O’nu öldüremez ancak, Seyduna, gerçekte ne için yaşadığını
anlatıp, yaşam felsefesini O’na aşılar ve O’nu göndererek kendisini
yetiştirmesini ister ve bir gün kendi yerine geçeceğini söyler.
Hasan Sabbah, artık hedefine ulaşmış, muzafferdir.


3.ANAFİKİR:
Romanda
anlatılanlar aslında, sadece bin yıl önce yaşanmış ve bitmiş olaylar
değil, hala bu gün de yaşanan ve gelecekte de yaşanacak olaylardır.
Ancak günümüzde durum daha vahimdir. Zira eskiden, bu tip sahtekarlara
çok nadir rastlanırken ve insanlar buna daha az inançlı görünürken,
şimdi bu çeşit vicdan sömürücüleri değişik kisveler alyında aynı
faaliyetleri devam ettirmektedirler. Yani ortalık, Hasan Sabbah’larla
doludur. Bize düşen, bir virüs gibi sinsice insana nüfuz eden bu kan
emicilere karşı daima bağışıklık sistemimizi canlı tutmak ve onlara
fırsat vermemektir.
Ayrıca, eğer insan yürekten inandıktan sonra, istediği her şeyi yapabilir. Kitap, bunu da vurgulamaktadır.







4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

İsmaili
Tarikatı: Dinde, geniş bir kuralsızlık anlayışına sahip, Hz. Ali’nin
taraftarlığını yapan ve onun soyundan Mehdi namıyla bir kurtarıcı.
Peygamberin dünyaya geleceğine inanan insanların oluşturduğu tarikat.
H. Sabah, bu tarikatı kullanarak, birçok insanı kendi saflarına
çekmiştir.
Alamut Kalesi: H. Sabbah bir hilyle ele geçirdiği bu
kalenin eskiden yapılmış bahçelerini sahte bir cennet olarak kullanıp,
özel talebelerinin tam bir fedai olmalarını sağlamış, bu zaptı zor
kalede de Selçuklular’a karşı başarılı savunmalar yapmış, kısacası
hayellerini bu kale vasıtasıyla gerçekleştirmiştir.
Hasan İbn-i
Sabbah ( Seyduna ): İsmaili öğretisini kullanıp, bir hileyle ele
geçirdiği Alamut Kalesi’nde peygamberliğini ilan eden bu şahıs, burada
yetiştirdiği ölüm sevdalısı fedailerle, özellikle Nizam-ül Mülk’ten öc
almayı, sonrasında da Selçuklu Devleti’ni yıkmayı hedeflemiş ve bunu da
büyük ölçüde başarmıştır.
Kendisi, son derece zeki ve kurnaz, aynı zamanda da çok espirili birisidir.
Kendisini
peygamber ilan etmesine ve yetiştirdiği insanlara dini bilgileri
öğretse de, tamamen Allah inancı olmayan, her konuda geniş bilgiye
sahip birisidir.
Nizam-ül Mülk: Gençliğinde H. Sabbah’ın yakın
arkadaşı olan Nizam-ül Mülk, zamanla yükselerek, Büyük Selçuklu
Devleti’nin baş vezirliğine kadar yükselmiştir. O da son derece zekidir
ve yüksek meziyetli bir devlet adamıdır. Bir zamanlar kendi yardımıyla
saraya aldırdığı Hasan Sabbah’ı yine saraydan kendisi uzaklaştırdığı
için onun kinine maruz kalmış ve bu kin O’nun ölümüne yol açmıştır.
Ömer
Hayyam: Büyük matematikçi ve astronomdur. O da Hasan Sabbah ve Nizam-ül
Mülk’ün yakın gençlik arkadaşıdır. Hasan Sabbah’ın dünya görüşünü
etkilemiş ve oluşmasında baş rolü oynamıştır. Hayatın gelip geçici
olduğunu ve her zevkin zamanında yaşanması gerektiğini savunur.
İbn-i
Tahir: Büyük bir ismaili daisi olan Tahir’in torunudur ve bu nedenle
Alamut’a gelmiştir. Seyduna’nın en gözde fedaisidir. Nizam-ül Mülk’ü
öldürmüştür.

5. Kitap Hakkında Şahsi Görüşler:
Kitap,
yüzyıllar öncesi tarihten bir kesiti anlatsa da, günümüz dünyasına da
ışık tutan ve çok önemli dersler çıkarılabilecek türden bir eser. Uzun
olmasına rahmen, eline alan okuyucuyu kendine bağlayan, sürükleyici bir
anlatıma sahip. Herkesin okuyabileceği, okuması gereken bir kitap.



6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
1903
yılında Trieste civarında küçük bir Sloven şehrinde dünyaya geldi.
Fransız kültürü alan anne ve babasının etkisiyle, yirmili yıllarda
Sorbon’da tahsil gördü. Yüksek öğreniminin büyük bir kısmını,
anayurdunun başkenti olan Ljubljana şehrinde tamamladı. Öğrenim gördüğü
dalları, bakış açılarına göre, gelişigüzel veya ansiklopedik olarak
tanımlamak mümkündür: felsefe,psikoloji, (Bartol, Freud’un o zamanlar
pek tanınmamış olan eserini çok erken yaşlarda keşfetmişti),
biyoloji(hayatı boyunca kelebeklerin yaşamlarına hayran kalmıştı),
dinler tarihi. Kısacası , son savaştan önce yoğun anlaşmazlıklar
tarafından parçalanmış bir ülke için, hiç de uygun olmayan bir eğitim.
Ljubljana, otuzlu yıllarda zıt ideolojilerin birbirleriyle şiddetle
çatıştıkları bir şehir olmuştur.
İlk eseri olan Almaut’u 1938
yılında ana dili olan Slovence ile kaleme alarak tamamladı. İkinci
Dünya Savaşı’nın karışık ortamında umduğu ilgiyi bulamadı. Hatta bir
ara el altından satılarak tehlikeli bir kitap olarak kabul edildi.
Bartol, savaş yıllarında vatanını işgal eden Alman ve İtalyan
faşistlerine karşı mücadele etti.
Savaştan sonra kurulan
Yugoslavya’da istediği ortamı bulamadığı için 1946 ile 1956 yılları
arasında on yıl ikamet edeceği Trieste’ya yerleşti. 1956 yılında geri
dönerek Alamut’u bir kez daha yayınlamayı başardı. 1960 yılında
Yugoslavya yazarlar birliği başkanlığına seçilerek nihayet layık olduğu
itibara ulaştı. Kitabı ise 1967 yılındaki ölümüne kadar bir daha
yayınlanamadı. Herkes tarafından baş eseri olduğu kabul edilmesine
rağmen sadece 1980 ve 1984 yıllarında iki baskı yapabildi.

_________________

www.turkiye.super-forum.net SÜPER FORUM TÜRKİYE süper forum,forum türkiye,süper türkiye,uşak,süper forum,süper forum,süper eğlence,süper komik,süper fotoğraf,süper resim,süper forum,süper edebiyat,süper islam,süper araba
Her Hakkım Saklıdır ®
|l|lllll|lll||ll||lll|l|l|l|
2¹7¹³6¹3 °8²1³¹9
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkiye.super-forum.net
 
Wladimir Bartol --> Fedailerin Kalesi Alamut
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
: : : SÜPER FORUM TÜRKİYE : : : :: EDEBİYAT DÜNYASI :: Kitap Tanıtım Standı-
Buraya geçin: